6 Ağustos 2008 Çarşamba

aytaç - yaşam - ailem - ölüm - boşluk - başlık?



beni en çok ağlatan şarkılardan biri - kek - hani var ya nil'in...
bugün o çaldı, ben çaldırdım daha doğrusu,
harika derecede iğrenç hissediyordum kendimi,
e benimki de mazoşistlik yani - madem kötüsün niye kötü eden şarkılar dinliyorsun?
insan mekanizması işte, acıyorsa tam acısın istiyor.
kendimi onla yarıştırdım - kimse kimseye benzemez ...
neyse işte - kafayı yedim tabi, hayallerimin hepsi teker teker üstümde yıkılıyor.
başta sen vardın tabi, istanbula gelmişim, bi sürü hayalle seninle ilgili,
bunlar kesin olacak diye bi olay yoktu, hayallerdi ne de olsa,
ama bu kadar kötü mü olacaktı ...olmamalıydı -
seni geçtim - dün ankaraya geldim ...
istanbulda çok saçmaladım, hap denedim sonunda,
bi kaç gün de ayılmadım.
pek iyi değildim...
kucaklar bekleyerek geldim ankaraya, annemlerdir ne de olsa diye.
babama sürpriz yaptım,
"niye söylemeden geliyosun" diye azar işittim...
bugün de ablamın oğlu olacak şeytani çocuk
YİNE bağırdı bana ve YİNE annemler kıkını çıkarmadı.
sofraya oturmadım, üzülmüşlerdir -
ama sorun değil nitekim ben de üzülüyodum odamda,
hem sana, hem onlara, hem de amaçsız yaşadığımı farkettiğim
bu aptal yaşama.
ölsem çok farketmezdi diyorum.
hayatını tam anlamıyla etkilediğim ailem ve melissa vardır.
bi zamanlar senin de önemseyeceğini düşünürdüm.
ama sen de yoksun sanırım.
haftanın 6 günü keşke bugün bi otobüs çarpsa diyorum,
ama kendimi öldürcek cesaretim kalmadı.
aytaç...
geçmiş intihar hikayelerimin baş karakteri.
bu bir acındırma çabası değil.
öyle bir amacım olsaydı çok daha farklı yollar seçerdim.
şu anda dönebileceğim kimse yok.
anneme "yarın gidiyorum" dediğimde beni takmadı bile.
midem sürekli bulanıyor, sürekli bir insanın midesi bulanmamalı -
daima bi tiksinti duyuyor olmalıyım
bu kendime mi etrafıma mı onu bile ayırt edemiyorum.
kalp atışlarım yavaşladığında heycanlanıp hızlandırıyorum.
ölümden de korkuyorum yani.
geçen film izliyordum, kadın ölüyordu.
gömüyorlardı onu - ve o an çok korktum ölümden.
ama işte geriye kalan korkusuz zamanlarımda,
ölüm benim mutluluğum olacak diye düşünüyorum.
ölünce ben biterim, tiksintilerim, üzüntülerim biter.
ve o bitişte işte her şey önemsiz kalır.
önemsediğim ve önemsedikçe beni üzen şeyler ortadan kalkar.
sırtım ağrıyo, memelerimden bıktım - onlar da çürür gider.
yakılmak istiyordum hep ama - ya o aptal odada beni yakarlarken canlanırsam?
bak şimdi ölümden yine korktum.
30u bulursam kendimi şanslı (sız?) hissetcem.
bu dünyada kime değer verirsen ver, asla karşılığını almazsın.
ailen bile...ailen bile, seni silmeye hazır her zaman.
hayat sana fak yu, demekle yetinmeli miyim?
şimdilik ölmediğime göre - hayat sana fak yu...
aytaç sana? sana da fak yu demeliyim aslında...
bu kadar acı çektirdikten sonra aşağısını haketmezsin gibi ama -
ben de böyle bir eziğim, istersen üstüme sıç,
sen her zaman bilinmeyen nedenlerden dolayı benim için özel olacaksın.
ve bu özelliğin eminim her zaman karşılıksız kalacak.
ama emin olabilirsin ki, aklımdan geçmediğin an nadir.
ben hala senle dolu olan dünyada senin hayallerinle besleniyorum.
kalorin az, kilo vermeye başladım.
gün gelir belki yalnızlık senin de aklını başından alır,
ve işte o zaman -
empati kurup beni anlarsın.
bi daha görüşmemize kadar ...
uyurken bana sarıldığını hissedip, sonra da asla olmayacağını farkedip
ölmek istiycem.
sen yaşa ama, çok yaşa.
o kadar çok yaşa ki, yaşayacağın milyonlarca saniyenin birisini bana ayırabil. hoşkal.

30 Mayıs 2008 Cuma

zamanı geldi sanki?

senede bi kaç gün aklım yerine geliyo ve aytaç denen aklımı kemiren insanı unutmam gerektiğine karar veriyorum. bi süreliğine başarılı oluyo, hayatıma biri giriyo ve bi süreliğine aytaçı unutuyorum. geçen yaz da böyle olmuştu, hatta bi urb bi süreliğine aytaçı unutmamı sağlamıştı. ama gel gör ki onla yürümedi ve hala aklım aytaça takılı. ümitsizliğimin farkına vardığım günlerden biriyim. herif inatla "senle sevgili olmayız bi daha" diyo, bense inatla onu bırakmam diyorum. bu nasıl bi mazoşistliktir çözemedim...

sanırım artık sıkıldım. acı çekmek ve aklımı sürekli olarak aytaçla meşgul etmek hoş olmuş olabilir, ama aklım yerine geldi şimdilik ve sıkıldığımı anladım. şimdi nolcak bilmiyorum. akşama yine aklıma girer kerata ve her zamanki gibi en ince ayrıntısına kadar döşenmiş hayallere dalarım. yada bi süre yine salarım kendimi; kendime olan saygımı yitirip aklımı ve bedenimi meşgul etmek için her şeyi yaparım, ki bu da sonradan çok koyuyor.

niye bunu buraya yazdım? acınası duyulsa da ilgiyi özledim ben. son bi kaç aydır kendimi aytaçtan başka herkese kapadım. ilgilenenlerle ilgilenmedim, ilgilendiysem de aytaçtan bahsettim. eminim beni tanıyanlar bundan fazlasıyla bıkmıştır.

29 Mayıs 2007 Salı

nefret notları


1. Sen, her şeyi bildiğini düşünen, beni tanıdığına emin olan, sana karşı neler düşündüğümü yalan yanlış atıp tutan,
Git kendine bir uğraş bul çünkü bu çabaların ne beni üzüyor, ne düşündürüyor ne de en ufak bir etki yaratıyor. Bu tür gereksiz davranış ve hakaretlerinle tek yaptığın kendini olduğundan daha da düşük bir konuma çekmek ve zavallı, acınası bir varlık olduğunu kanıtlamak. Acıyorum sana.

2. Sevgili bebe,
İlkokul davranışlarına tahammülüm yok. Abuksubuk hakaretler, atıp tutmalar, olaydan alakasız bir insana "aha bak bu o" diye göstermeler ... iç çektim ... üzücü. Yeni insan tanımak her zaman hoşuma gider ama bu aralar tanıştığın çoğu insan nedense insandan çok mikrobik organizma halini alıyor.

3. Ve sen 'her şey benim gibi olmalı eğer olmazsa seni kırmaya çalışırım' tavrındaki insan modeli,
Her şey senin istediğin gibi olmayacak, keşke olsa da mutlu olup çeneni kapatsan - ama üzgünüm olamaz. Bu yüzden de biraz olgunlaş ve beklentilerini tamamen 'ben' merkezli yaratma. Dünya ne senin, ne de benim etrafımda dönüyor - azıcık tahammül etmeyi öğren.

fotoğraf: ankaradabalikekmek.deviantart.com

22 Mayıs 2007 Salı

aa ne kadar ayıp

cem diye bi mal sevdim

yaşı gelmiş 30a


kalbi kiremetten oyma

tek anladığı şey lagaralugara


aptal aptal gezinir

onu bunu eleştirir

kendine geldiğinde o tanrının ta kendisidir.


hayatı yalanlarla dolu,

götü vurmuş tavana


aklı sadece bi parça bok,

nasıl olsa karı kız peşinde

yormaya gerek yok.


“pankız bizde böyle”

her hatasının eksikliğinin

başarısızlığının bahanesidir.


odası denen yer aslında dünya kerhanesidir -


Dracula gibi olmak ister ama

kendinden başkasını umursamaz -

onları üzer biçer siker siler


hayatı bundan ibarettir

yakında da biter.

20 Mayıs 2007 Pazar

mızmızlanmadan


Uzun zamandır bu blog denen çılgınlığa çok karşıydım. Ağızı
olan konuşuyor durumuna çevirdiler bunu da dedim - ama sonradan farkettim ki konuşmak mühim değil, önemli olan dinlenmek ve bir insanın dinlenmeye (okunmaya) değer bir blogu yoksa 'konuşuyor' olmaz - monolog olur belki. Bir yandan da blog olayının çok da yararlı birşey olduğunu düşünüyorum. Bazen insan sesini duyarmak ister ama bunu yapamaz - blog bunu değiştirdi. Yayınlanmak için artık belirli maddelere uygun olman, yada zengin olman, yada torpilli olman gerekmiyor. O halde ne mutlu kaliteli blog yazıyorum diyenlere. Hayırlı olsun bana da - e biraz da sana yani evet sen- okuyan insan.


Daha ilk günden yazı kusması yapmak istemiyordum aslında - ama denk geldi- doluyum biraz çıkarmak lazım. İlk olarak bunu belirtmek isterim ki, hoşuma gitmiyor sorunlu insan izlenimi yaratmak ama herkesin kendine göre sorunları var, benim de bunu inkar edemem - ama benim burada bahsettiğim, onaylamadığım her şey benim için bir sorun değil - sen nasıl bamya yemeğini beğenmiyorsun, ama senin için sorun olmadığını biliyorsun - bu onun gibi birşey.

Evet konumuz hayaller. Açın defterinizi. Şimdi de hayal kırıklarınızı düşün...en küçük hayal kırıklığını (canın bütün gün süt istemiş dolabı açıp sütü kafana dikiyorsun ve o kokuyla tat süt içmeyi hayal ettiğine bile pişman ettiriyor)...düşün...en büyük hayal kırıklığını (sevdin birini. çok sevdin belki de. hayallerini kurdun kesinlikle. içinde o vardı, sen vardın, daha tanışmadığınız insanlar vardı. ve hayalin on saniyesinin bile gerçekleşmediğini ve asla gerçekleşemeyeceğini farkediyorsun)...düşündün mü? İnsanın 'hayaller olmasın' diyesi geliyor. Bunu gerçekleştirebiliyor mu ama kimse? O kadar hayal kırıklığına rağmen kim bilir hala kaç hayalin var aklında olmasını beklediğin ... yada korku içinde acıyla asla olmayacağını farketmeyi beklediğin kaç tane...hayaller..in var.

Hayal kurmaktan çok hayal kırıklığına uğruyorum ben artık. Saf çocuk olsaydım hala da bilmeseydim aslında hiç olmayacaklarını ve pes etmeden her gün yeni hayaller kurabilseydim. Ama bitti, artık farkındayım: hayal kurmak hayal kırıklığın başlangıcıdır. Hayal kurmazsam en azından bir şey daha kurtulur kırılmaktan. Kalbin kırılırken, gururun kırılırken - hayaller kırılamaz - çünkü yoklar.

Bugün de hayal kırıklığına uğradım. Yeterince güçlü olamıyorum ben, hayallerimi durduramıyorum. İster istemez, elimde olmadan yaratıyorum bu hayalleri ve sonra kırılınca onlar 'yine mi yaptım?' diye yadırgıyorum kendimi. Belki de en büyük zayıf noktam bu, hayalci olmam.

Biterken çalan şarkı: Özver Yılmaz- belki

Belki de çok düşündüm
Belki de çok düzüldüm
Belki de çok usandım
Belki de çok uslandım

Özver Yılmaz, Deli Gömleği'nin vokali, aynı zamanda da Cemiyette Pişiyorum'da çalıyor. Şiddetle tavsiye ediyorum hem Özver Yılmaz'ı, hem Deli Gömleği'ni hem de Cemiyette Pişiyorum'u.