
beni en çok ağlatan şarkılardan biri - kek - hani var ya nil'in...
bugün o çaldı, ben çaldırdım daha doğrusu,
harika derecede iğrenç hissediyordum kendimi,
e benimki de mazoşistlik yani - madem kötüsün niye kötü eden şarkılar dinliyorsun?
insan mekanizması işte, acıyorsa tam acısın istiyor.
kendimi onla yarıştırdım - kimse kimseye benzemez ...
neyse işte - kafayı yedim tabi, hayallerimin hepsi teker teker üstümde yıkılıyor.
başta sen vardın tabi, istanbula gelmişim, bi sürü hayalle seninle ilgili,
bunlar kesin olacak diye bi olay yoktu, hayallerdi ne de olsa,
ama bu kadar kötü mü olacaktı ...olmamalıydı -
seni geçtim - dün ankaraya geldim ...
istanbulda çok saçmaladım, hap denedim sonunda,
bi kaç gün de ayılmadım.
pek iyi değildim...
kucaklar bekleyerek geldim ankaraya, annemlerdir ne de olsa diye.
babama sürpriz yaptım,
"niye söylemeden geliyosun" diye azar işittim...
bugün de ablamın oğlu olacak şeytani çocuk
YİNE bağırdı bana ve YİNE annemler kıkını çıkarmadı.
sofraya oturmadım, üzülmüşlerdir -
ama sorun değil nitekim ben de üzülüyodum odamda,
hem sana, hem onlara, hem de amaçsız yaşadığımı farkettiğim
bu aptal yaşama.
ölsem çok farketmezdi diyorum.
hayatını tam anlamıyla etkilediğim ailem ve melissa vardır.
bi zamanlar senin de önemseyeceğini düşünürdüm.
ama sen de yoksun sanırım.
haftanın 6 günü keşke bugün bi otobüs çarpsa diyorum,
ama kendimi öldürcek cesaretim kalmadı.
aytaç...
geçmiş intihar hikayelerimin baş karakteri.
bu bir acındırma çabası değil.
öyle bir amacım olsaydı çok daha farklı yollar seçerdim.
şu anda dönebileceğim kimse yok.
anneme "yarın gidiyorum" dediğimde beni takmadı bile.
midem sürekli bulanıyor, sürekli bir insanın midesi bulanmamalı -
daima bi tiksinti duyuyor olmalıyım
bu kendime mi etrafıma mı onu bile ayırt edemiyorum.
kalp atışlarım yavaşladığında heycanlanıp hızlandırıyorum.
ölümden de korkuyorum yani.
geçen film izliyordum, kadın ölüyordu.
gömüyorlardı onu - ve o an çok korktum ölümden.
ama işte geriye kalan korkusuz zamanlarımda,
ölüm benim mutluluğum olacak diye düşünüyorum.
ölünce ben biterim, tiksintilerim, üzüntülerim biter.
ve o bitişte işte her şey önemsiz kalır.
önemsediğim ve önemsedikçe beni üzen şeyler ortadan kalkar.
sırtım ağrıyo, memelerimden bıktım - onlar da çürür gider.
yakılmak istiyordum hep ama - ya o aptal odada beni yakarlarken canlanırsam?
bak şimdi ölümden yine korktum.
30u bulursam kendimi şanslı (sız?) hissetcem.
bu dünyada kime değer verirsen ver, asla karşılığını almazsın.
ailen bile...ailen bile, seni silmeye hazır her zaman.
hayat sana fak yu, demekle yetinmeli miyim?
şimdilik ölmediğime göre - hayat sana fak yu...
aytaç sana? sana da fak yu demeliyim aslında...
bu kadar acı çektirdikten sonra aşağısını haketmezsin gibi ama -
ben de böyle bir eziğim, istersen üstüme sıç,
sen her zaman bilinmeyen nedenlerden dolayı benim için özel olacaksın.
ve bu özelliğin eminim her zaman karşılıksız kalacak.
ama emin olabilirsin ki, aklımdan geçmediğin an nadir.
ben hala senle dolu olan dünyada senin hayallerinle besleniyorum.
kalorin az, kilo vermeye başladım.
gün gelir belki yalnızlık senin de aklını başından alır,
ve işte o zaman -
empati kurup beni anlarsın.
bi daha görüşmemize kadar ...
uyurken bana sarıldığını hissedip, sonra da asla olmayacağını farkedip
ölmek istiycem.
sen yaşa ama, çok yaşa.
o kadar çok yaşa ki, yaşayacağın milyonlarca saniyenin birisini bana ayırabil. hoşkal.

